canada goose homme parajumpers solde doudoune moncler timberland femme ugg suisse doudoune moncler femme timberland homme ugg australia parajumpers femme moncler soldes canada goose solde moncler femme canada goose pas cher moncler doudoune femme canada goose femme timberland suisse moncler homme parajumpers homme doudoune canada goose pas cher canada goose doudoune pas cher ugg pas cher
chaquetas moncler moncler mujer barbour mujer louis vuitton madrid gafas de sol ray ban baratas abercrombie barcelona bolsos michael kors gafas de sol oakley baratas barbour hombre botas ugg rebajas oakley frogskins cinturones louis vuitton woolrich madrid moncler barcelona duvetica españa oakley frogskins baratas parajumpers madrid polo lacoste ghd baratas air max 90 blancas zapatos mbt nike huarache blancas
AKP' den gocunmak - Etyen Mahçupyan - HINIS KÜLTÜR- İlkeli Tarafsız,doğru,Güncel, haber.
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
canada goose outlet canada goose sale moncler wien canada goose pas cher barbour jas duvetica jas duvetica jassen canada goose belgie moncler jas canada goose jakke dame canada goose jakke canada goose danmark canada goose tilbud barbour jakke canada goose jakke moncler jakke canada goose udsalg canada goose jakke

MUHABİRLERİMİZ

HABER ARA


sol reklam


 
  

Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

AKP' den gocunmak

SON 5 YAZISI

Kalite Markası

PKK’nın ‘ya hep ya hiç’ yolu

AKP'de geçiş dönemi

Kaf Dağı’nda bir Cyclops

Demokrasiyi oyun sanmak

Aydın olma vasfının modernlikle hem ideolojik hem de tarihsel bir bağı var.

‘Aydın' kimliği ilk kez modernliğin içinde oluştu ve kendi bireysel hayatının sınırları dışına çıkarak kamusal olana konuşan, kamusal olanı etkilemeyi, giderek değiştirmeyi amaçlayan bir kişi ve tutumu ifade etti. Öte yandan aynı modernlik zihinsel sekülerleşmeyi ve özgürleşmeyi ‘birey' olmanın önkoşulu kıldığı ölçüde ‘aydın' kategorisini de modernleşmiş kişi olarak tanımlamaktaydı. Bu bakış dindar kesimlerden gelenlerin kategorik olarak ‘aydın' olamayacağını söylerken, laik kesimden gelenlerin de çoğu zaman kendiliğinden aydın oldukları sanısına kapılmalarına neden oldu. Eleştirel kültürün zayıf olduğu Türkiye'de ise bu yaklaşım neredeyse hiç sorgulanmayan bir kabule dönüştü ve uzun yıllar laik ve dindar kesimler arasındaki siyasi ve kültürel hiyerarşiye karşılık geldi.

Bugün laik kesimde yaşanan travmanın arka planında söz konusu hak edilmemiş ‘unvanın' korunması kaygısı da var. Laik aydınlar AKP iktidarı altında ve dindar çoğunluğun siyasete damgasını vurduğu, kendi entelektüel elitlerini ürettiği bir ortamda hâlâ esas ‘aydının' kendileri olduğunu gösterme çabası içindeler. Her durumda ‘doğruyu' söyleme, ‘tek başına kalınsa da' direnme, ödün vermeme türünden bir duruşla çaresizliği birleştiren bir pozisyon üretme eğilimindeler. Sanki karşımızda zamandan bağımsız olarak her daim mağdur, ama onurlu mücadelesini sürdüren, bu manevî yükü taşımaya adanmış bir hayatlar silsilesi var. Sol ideolojilerin fazlasıyla besledikleri bu bakışın sadece cemaatleşmeye yaradığını artık görmekte yarar var. Aydın olma kaygısı çoğu zaman siyasetin önünde doğrudan bir engel oluşturabiliyor. Bir yabancılaşmanın ve marjinalleşmenin yolunu açarken, kişiyi siyasetin seyircisi konumuna düşürebiliyor.

Türkiye'de bu durumun daha da kritik bir sonucu var: Laik kesim kendisine modernliği yakıştırdığı ölçüde, toplumsal dokunun ima ettiği talep ve tercihlerden bağımsız olarak ‘yapılması gerekenleri' yapmaya şartlanmış durumda. Dolayısıyla aydın kategorisine örneğin dindarlara kıyasla çok daha bağımlı. Dindarlar için ‘yapılması gereken' esasta veri bir inanç tarafından sunuluyor ama sayısız yorumun olasılığına karşın da rehberin peşinden gidiliyor ve söz konusu kişi ‘Allah rızası' için desteklenebiliyor. Oysa laik kesimde ‘yapılması gerekenin' bir ideolojik tercih içine yerleştirilmesi, ilkelerle tutarlı kılınması lazım. Diğer bir deyişle laik kesimin (özellikle dindarlar veya ‘sağ' karşısındaki ideolojik) siyaseti aydına muhtaç... Bu nedenle aydının siyaset dışı kaldığı dönemlerde laik kesimin siyaseti de savruluyor ve kendisine bugün olduğu gibi ‘topluma konuşabilen' bir liman arıyor. Bugün o liman ulusalcılığa işaret etmekte ve siyaset yolu da kategorik AKP karşıtlığına dayanmakta. Ulusalcılığın başarısı bu karşıtlığı bir eleştiri kıvamında kullanılabilir hale getirmekle yakından bağlantılı olacak. Bu ise, laik aydınların iktidar eleştirilerinin, onları dindarlarla ayrımlaştıracak bir kalıba dökülmesine bağlı...

Bugün laik kesimde demokratlar ile sol/liberal aydınlar arasındaki farklılaşmanın siyasi açıdan önemi burada. Çünkü iktidarı etkileme şansı olmayan bir eleştirinin, ister istemez kapılanacağı yer ulusalcılık olacaktır. Söz konusu aydınların tabii ki hiçbirinin ulusalcı olduğunu söyleyemeyiz... Ama siyaset bizim ne olduğumuz değil, kendi kimliğimizi taşıyan doğal sosyolojik çevrenin bizim sözümüzü nasıl işlevselleştirdiği ile ilişkili. Eğer eleştiri giderek bir ayrımlaşma anlamını taşımaya başlarsa, bir süre sonra o eleştirinin varlığı ne söylediğinden daha önemli hale gelir ve o zaman da sosyolojik tabana, yani laik cemaate hakim olan siyasi söyleme hizmet etmek durumunda kalır.

Bu gözlemi yaparken amacım sol/liberal aydınları mahkum etmek değil. Bir potansiyelin kaçırılmasına hayıflanmaktayım aslında... Görünen o ki bu aydınlar bir iktidara destek vermekle eleştirmek arasında bir ‘simetri' varsayıyorlar. ‘Doğru yaparlarsa desteklerim, yanlış yaparlarsa eleştiririm' tavrının kendi içinde anlamsız olduğunu söyleyemeyiz. Ne var ki burada bir simetri yok: Destekler hem hükümet açısından işlevsel, hem de psikolojik olarak İslamî kesimde ‘duyuluyor'. Eleştiriler ise tam tersine hem iktidarın dışlamasına hem de dindarların psikolojik olarak kulaklarını kapamalarına neden oluyor. Sorunun ‘bizde' değil dindarlarda olduğunu öne sürebiliriz elbette ve çoğunlukla haklı da olabiliriz. Ama sonuç değişmiyor: Laik kesim aydınları geniş bir toplumsal kesim üzerindeki potansiyel siyasi etkilerini kullanmamış oluyorlar. Çözüm eleştiri yapmamakta değil, adil olmakta... Bu da eleştiriyi bir bağlam içerisine oturtmayı, ‘evrensel' ilkelerle yetinmemeyi gerektiriyor. Demokratlar da eleştiriyor ama açık bir mesaj olarak bu hükümetin başarılı olmasını istiyorlar. Oysa sanki sol/liberal aydınlar hükümetin başarılı olmasından gocunacaklar duygusunu veriyorlar. Üstelik bu sadece bir duygu değil... Sivil topluma ve finansörlerine kadar yansıyan bir duruş... Ve de görünen bir duruş.

 

Zaman

Delicious   Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 
Nihat GÖKSU
Nihat GÖKSU
ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN HAYIR
4/11/2017 7:58:29 PM
Mahmut ABİŞ
Mahmut ABİŞ
O Gün Bu Gün!
3/12/2017 11:24:14 AM
Servan ÖNCEL
Servan ÖNCEL
CUMHURİYETLE NEREDEN NEREYE?
10/29/2015 7:14:35 AM
Hafiye
Hafiye
İnadına Demokrasi İnadına Barış..
10/3/2015 9:58:19 AM
Galip SEVİNDİR
Galip SEVİNDİR
"SİZİ ALLAH'A SÖYLEYECEĞİM"
11/28/2014 7:05:21 PM

ANKET

Hınıs'ın Öncelikli Sorunu Nedir?








BASIN YAZARLARI

İnsan öldürerek siyaset yapmak!13 Ekim 2015

reklam


 
  

Hınıs Kültür Hınıs'ın bilgi, haber,kültür,tanıtım sitesi.Hınıs'tan dünyaya güncel haberler.. Tüm içeriklerimiz lisanslıdır. İzinsiz kullanımı durumunda yasal haklarımızı koruyacağız.Yazar veya yorumcu yazdığı yazı ve yorumlardan kendisi sorumludur.www.hiniskultur.com sitesi bundan sorumlu değildir.

Anasayfa | Hakkımızda | İletişim | Reklam | Editörlerimiz | Yazarlarımız
face twitter youtube google